Terzi usülü İstanbul
tailormadeistanbul.com’un yaratıcısı Sinem Yazıcı, seyahat etmeyi seven özgür ruhlu bir kadın. Reklamcılık kariyerinde belki de bu yüzden birçok ajans gezmiş, son görevi olan Digiturk’teki reklam müdürlüğünden ise özgürlük çağrısına daha fazla direnemediği için ayrılmış. Kendi seyahatlerinde duyduğu bir eksikliği; bir yerli gibi yönlendirilmeyi yurtdışında bulamadığını ve böyle bir hizmeti İstanbul’da vermeyi hayal ettiğini anlatıyor. Sinem İstanbul’a gelecek olan yabancılara veya İstanbul’un tadını çıkarmak isteyen İstanbullulara, kişiye özel “şehri keşif” programları sunuyor. Böylece hem gezme zevkini, hem de organizasyon yeteneğini bir araya getiriyor, aynı zamanda kendi işini yapmanın tadını çıkartıyor. Öyle bir enerji saçıyor ki mutlu olup olmadığını sormaya bile gerek yok.
###
Seni biraz tanıyabilir miyiz önce?
Antalya Koleji’ni bitirdikten sonra Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Reklamcılık bölümünü kazandım. Okurken, 3. Sınıfta çalışmaya başladım, tesadüfen bir staj buldum minik bir ajansta. Reklam ajansları maceram başlamış oldu. Çok ajans gezdim, ajans hayatı gerçekten çok stresli, gecen gündüzün yok. Ve her yeni ajans sanki yeni bir nefes gibi geliyor. Velhasıl 7 ajans gezdim 1996-2003 arası ama bana şöyle bir artısı oldu; çok fazla müşterim oldu, networking yapmamı sağladı. Müşterilerimden biri olan Arçelik bana reklam uzmanı olarak iş teklif etti. Bu her marka yöneticisinin hayalidir, müşteri tarafına geçmek çünkü daha düzenli bir hayatın oluyor. Sonra Digiturk’ten reklam müdürlüğü teklifi geldi. 29 yaşındaydım, müdürlük teklif ediliyordu Digiturk gibi bir markada üstelik maaşı da çok tatmin ediciydi, Arçelik’teki çalışma arakdaşlarımı çok sevmeme rağmen bir sıçramaya ihtiyacım vardı dolayısıyla kabul ettim. En uzun tecrübem 3.5 yıl ile Digiturk oldu, sonra 2,5 yıl ile Arçelik, 14 ay ile Young&Rubicam Reklam Evi daha da kısalarak gidiyor bazı ajanslar! Ben özgürlüğüme çok düşkün bir insanım, aslında Digiturk’e girerken aklımda şu vardı “benim 9-6 çalışmamam gerek, benim başka bir şey yapmam gerek”. Yıllardır zaten bunu sorguluyordum ama ne yapacağımı bilmiyordum. Sesim güzel, şarkı mı söylesem ama bu saatten sonra şarkı mı söylenir diyordum. Bir sürü fikirler gelir ya aklına, mesela fotoğraf çekmeye merak saldım. Ama biraz maymun iştahlı mıyım, bir şeye çok heyecanlı başlıyorum sonra bir bakıyorum ki kenara atmışım onu. Sonra Digiturk’ten ayrılmaya karar verdim, çünkü çok mutlu değildim orada.
Başka bir firmada iş aramak üzere mi ayrıldın oradan?
Tabii çünkü o fikri bulamamıştım, hala ne yapabileceğimi bilmiyordum. İstifa ettim, kabul etmediler. “O zaman bana 1 ay ücretsiz izin verin” dedim. Çünkü bazı şeyler içimde çok birikmişti ve artık patlama noktasına gelmiştim, kendimi sevmiyordum ve işime de yansıtıyordum. İlk bir haftasını evde chat yaparken buldum kendimi. Dedim ki “ben evde oturmak için mi aldım bu izni?”, New York’ta yaşayan bir arkadaşım vardı, oraya gideyim dedim, onunla yazıştım ve atladım New York’a gittim. Döndüğümde daha 15 günüm vardı, bir arkadaşım “niye başka bir yere gitmiyorsun o kadar iznin varsa” dedi. Amerika vizesi dışında başka vizem yoktu, nereye gidebilirdim ki? Bir sürü vize istemeyen ülkeler olduğunu söyledi. Baktım Brezilya istemiyor, tek başıma bastım gittim. Geldim ve işe yeniden başladım ama o 1 ay o kadar kötü geçti ki, “yok, kesin istifa etmeliyim” dedim ve istifa ettim Mayıs 2009′da. Arkadaşlarım “saçmalama, kriz döneminde istifa mı edilir, ya 5 parasız işsiz kalırsan?” diyorlardı.
Birikimin vardı bu arada ama değil mi?
Olmasa zaten yapamazdım, ona güveniyordum. Reklam Evi’nde Serdar Erener’le çalışmıştım, o dönemde Alameti Farika’ya gelmeyi düşünür müsün dediler. Ajans tarafında bir daha asla çalışmam demiştim ama büyük konuşmuşum. Kabul ettim. Ama iyi de oldu aslında çünkü yapamadığımı gördüm, dolayısıyla 2. ayın sonunda dedim ki “çok özür diliyorum, geldim ama yapamadığımı gördüm, ben izninizle giderim” ve işlerimi devrettikten sonra gittim.
Peki Tailor Made İstanbul fikri nasıl doğdu?
Ben o arada gezmelerime devam ediyordum. Rio’dan geldim, Haziran’da Prag’da bir partiye gittim, oradayken mesaj geliyor “Paris’te Madonna ve U2 konseri var gidelim mi?”, tabii gidelim diyorum Temmuz’da kendimi Paris’te buluyorum. Sonra “Sinem, Jude Law Londra’da Hamlet oynuyormuş, oraya gidelim mi?”, ben “tabii ki gidelim” diyorum. Her ay bir yerleri gezmeye başladım.
Şimdi anafikre geliyorum, bu fikrin nerden geldiğine. Her seferinde bir yere gitmeden önce ne yaparsın, Google’a girersin, lonelyplanet’a girersin en iyi kulüpler, en iyi restoranlar nedir diye bir arama yaparsın, ne yapılır ne edilir. Bir sürü siteler çıkıyor karşına fakat o kadar karışıyorsun ki! Ben turistlerin değil de lokallerin gittiği yerlere gitmek istiyorum. Fakat bunu veren bir yer yok, tipi turistik yerleri sıralıyorlar. Danışacağım birileri olsaydı, deseydim ki benim karakterim budur, bu tip yerlere gitmeyi tercih ederim, bana buraların listesini ver, hatta buralara rezervasyon yap çünkü rezervasyon da bir dert, ne güzel olurdu. Kendi deneyimlerimden böyle bir fikir geldi aklıma, bunu ben İstanbul’da yapabilirim çünkü ben acayip gezen tozan bir tipim, nerede hangi cafe açılmış hemen gideyim, bir bar açılmış bir kulüp açılmış hemen gidip görmeliyim. Yılların verdiği birikimle zaten avucumun içi gibi biliyorum İstanbul’u, dedim bunu İstanbul’da yapayım. Organizasyon yapmayı da seviyorum. Beni internetten bulan kişi mesela diyecek ki: “ben Amerikada’dan geliyorum, rock müzik severim, rock barlara gitmek istiyorum ve onların yakınında bana güzel Türk lokantalarını öner” gibi bir brief verecek, ne kadar para harcamayı düşündüğünü söyleyecek çünkü ona göre önerilerde bulunacağım ve bana verdiği o bütçe üzerinden de %10 komisyon alacağım. Herşeyini organize ediyorum, rezervasyonları gerçekleştiriyorum, transfer isterse onu ayarlıyorum, taksi ile seyahat edecekse ayrıntılı fişler hazırlıyorum. Aynı zamanda İstanbul’a gelen expat’lara her türlü ihtyiaçları konusunda destek oluyor, “welcome to İstanbul” turu yapıyorum.
Tailor Made İstanbul’un sonraki aşamaları ne olacak?
Hayatta en çok sevdiğim şey gezmek. Mesela en sevdiğim şehir New York, oraya gidip ayrıntılı bir şekilde inceleyip daha sonra Türk’ler için Tailor Made New York yapmak istiyorum. Türk’lerin gitmeyi sevdiği birkaç şehir belirleyip aynısını uygulamayı hayal ediyorum.
Şu anda yeni başladığın için biraz birikimine güveniyorsun, belli bir yaşam standardın var ve umarım olmaz ama diyelim ki gelirin seni tatmin edecek noktaya ulaşmazsa kurumsal hayata dönmeyi düşünür müsün tekrar?
Sırf para yönünden dönerim, dönmek zorunda kalırım, öyle diyeyim. Mesela geçen gün bir arkadaşım aradı, bir web ajansında bir proje için. Çok vaktimi almayacaksa neden olmasın dedim. Sonuçta para geliyor, dolayısıyla neden olmasın diyorum.
İstediğin noktaya gelmek için kendine bir deadline koydun mu?
Evet, Eylül 2010.
Bu proje daha çok senin son zamanlarda yurtdışına gidip gelmenle ortaya çıkmış, sevdiğin bir şeyi yeni keşfetmişsin gibi, senin çocukluk hayalin değildi sonuçta.
Var mı peki böyle bir hayalin?
Var, şarkıcı olmak!
Gerçekten mi?
Evet, gerçekten. Bale yaptım 7 yıl, sahnede olmayı seviyorum. Güzel kulağım ve güzel bir sesim var, Jazz seviyorum. Ama çok uçuk bir hayal bu!
###
Sinem Yazıcı’nın sitesini www.tailormadeistanbul.com adresinde ziyaret edebilirsiniz!
Facebook’taki grubuna ise buradan katılabilirsiniz.

