Geç kalmak diye bir şey yok

Yazar: Özlem Dinç

Dilek Sert Erdoğan’ın medya sektöründe çalışırken profesyonel anlamda müziğe geçiş yaptığını, O’nu Nardis Jazz Club’ta dinlemeye gideceğim akşam tesadüfen öğrendim. Onun gür ve güçlü sesi Nardis’i doldururken ne kadar doğru bir karar verdiğini düşündüm. En kalın kadın sesine sahip, yani bir alto olan Dilek inanılmaz bir zenci gırtlağıyla soul, funk tarzı şarkılar söylüyordu. Sonradan röportaj için buluştuğumuzda, mutlu bir kuş gibi cıvıldayan ses tonunu duyup şaşırdığımı saklayamam. Bu sesin arkasında ne yaşadığını ve ne istediğini bilen, güleryüzlü ve inanılmaz derecede iyimser ama kesinlike akıllı bir kadınla tanışma fırsatını yakaladım. Normalde kendi grubu Jazzeeba on Air ile şarkı söylüyor ancak şu sıralar yepyeni ve harika bir konsepte sesini veriyor; Önder Focan’ın düzenlemeleriyle Ajda Pekkan’dan Orhan Gencebay’a; Erol Evgin’den MFÖ’ye ve hatta Kibariye’ye kadar sevilen şarkıları jazz türünde yorumladığı “Deformation Turc Project” olağanüstü bir proje ve 20 Mart’ta tekrarlanacak konser için mutlaka rezervasyonunuzu yapmanızı öneriyorum. Ve şimdi karşısınızda Dilek Sert Erdoğan.

###

Dilek Sert Erdoğan kimdir, eğitimi nedir?

Dilek Sert Erdoğan1976 Haziran doğumlu bir yengeç kadınıyım. Özel Kalamış İlkokulu’nda okudum, çok da başarılı bir öğrenciydim. Kolej sınavlarında Robert Koleji’ne girmem beklenirken, test sırasında cevapları kaydırdığım için aynı okulun lisesine devam edip oradan mezun oldum. Daha sonra İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü kazandım. Okula devam ederken çalışma hayatına başladım. İlk olarak Reuters haber ajansında stajyer öğrenci olarak çalışmaya başladım, 2-3 sene boyunca medya satış pazarlama, data management group gibi çeşitli bölümlerde çalıştım. Daha sonra Kanal D’de çalıştım, BBC Foreks haber radyosunda İngilizce Haber Spikeri ve Dış Haber Koordinatörü olarak. Aynı zamanda Atlas Dergisi’nin radyo programını hazırlayıp sunuyordum. Basında çalışmak demek az paraya çok iş yapmak demek ama güzel dostluklar kazanıp çok eğlenceli bir 3 yıl geçirdim orada.

Neden İngilizce Dili ve Edebiyatı okumaya karar verdin?

Çünkü İngilizce’yi seviyordum ve karar aşamasında doktorluk, öğretmenlik, avukatlık gibi meslekler benim çok ilgimi çekmiyordu. Dedim ki bir kültür alayım, geniş yelpazede benim yoğurabileceğim bir şey olsun.

Müzikle alakan ne zaman başladı?

Müzik daha erken başladı, o her zaman vardı hayatımda. Bazıları “5 yaşımda piyano çalmaya başladım, aynanın karşısına geçip şarkı söylerdim” diye anlatırlar ya, bu bütün çocukların yaptığı bir şeydir. Bununla ilgili olarak çok net hatıram vardır; duvarda tam boyuma gelen bir havlu askısı vardı mikrofon gibi, havlulardan kendime etekler yapardım, annemin makyaj malzemelerini kullanırdım, aynanın karşısında Ajda Pekkan taklitleri yapıp şarkılar söylerdim. Ondan sonra da alkış niyetine sifonu çekerdim, yerlere kadar eğilip selam verirdim, kendime böyle bir efekt bulmuştum. Kendi sesimi farkettiğim bir an vardır; ilkokul 3. sınıftaydım, televizyonda Carmen’i duymuştum. Bir bayrak töreninde bütün çocuklar koştururken söylemeye başladım, şarkının çıkış yaptığı yerde öyle bir bağırdım ki herkes dönüp baktı. “Ne kadar eğlenceliymiş, ne kadar güzel çıktı bu ses benden” dedim. Sonra beni okul korosuna aldılar solist olarak, lise sona kadar da bırakmadım o işi. Milliyet’in şarkı yarışmalarında dereceler aldım.

Müzik eğitimi aldın mı?

Üniversitede konservatuara gitmeyi düşündüm ama şimdi baktığımda iyi ki gitmemişim diyorum çünkü müzikte eğitim önemli evet, ama benim tarzımda klasik eğitimin çok büyük bir deformasyon aracı olduğunu düşünüyorum. Ben batı gırtlağı olan, bayağı böğürden söyleyen, daha çok rythm&blues, gospel tarzı söyleyen bir şarkıcıyım ve benim için dezavantaj olacaktı.

Müziğe geçme kararını nasıl verdin?

Mesleki anlamda biraz ürkek bir insandım, kendi kararlarımı vermeye başlayabilmem, ben bunu istiyorum diye inat edebilmem evlendikten sonra oldu. Benim özgür ruhumu anlayan, beni motive eden ve bana her konuda destek olan bir eşim var. Onun sayesinde işler bu kadar ilerleyebildi, kendimi buldum. Kanal D’den ayrıldıktan sonra bir reklam ajansında iş geliştirme direktörü olarak çalışıyordum. Sonra bir gün dedim ki “ben ne yapıyorum, niye yaşıyorum, ne olacağım, bu kadar çalışıyorum da bana ruhsal olarak bir geri dönüşü mü var? Bana teşekkür mü ediyorlar?”. Çok mutsuz olduğumu hissettim birden. Ertesi gün istifa ettim.

Dilek Sert Erdoğan by Özlem Dinç

Ne yapacağını bilerek mi istifa ettin?

Hayır. Ne yapmak istemediğimi bilerek istifa ettim. Tesadüfen Cumhuriyet gazetesinde bir ilan gördüm; “Şehir Tiyatroları’na sınavla öğrenci alınacaktır”. Ben buna başvurdum ve ilk aşamayı geçtim. Sonra 5 gün boyunca yoğun bir şekilde sınavlara tabi tutulduk. Ayla Hoca (Ayla Algan) “seni alacağım, sen hiperaktifsin, sende çok iş var” dedi. İnanılmaz keyifli 1,5 sene geçirdim orada fakat oyuncu olmayacağımı anladım. Çünkü o ihtirasım yoktu ve yine en sevdiğim ders ses teknikleri ve şan dersleriydi. Aynı zamanda Müjdat Gezen Sanat Merkezi’ne gittim, yarı zamanlı Batı Şan bölümüne ve sonra televizyonda bir şarkı yarışması reklamı gördüm, 2002 senesinde, “Sing Your Song” adlı bir beste yarışmasıydı. Param yoktu, bestem de yoktu. Çocuk şarkısından beter besteler için çok büyük paralar vermem mümkün değildi. Çok kızdım ve bir şarkı yaptım. O şarkıyla katıldım ve 2000 kişi arasından finale kaldım. Emre Aydın birinci oldu, Manga ikinci oldu, ben de En İyi Kadın Şarkıcı seçildim. Ondan sonra ufak ufak insanlarla bir araya gelip çalışmaya, jazz söylemeye başladım, dönem dönem Nardis’te çıktım. Sonra hamile kaldım, ama hamileliğimin 8. ayına kadar müzik yapmaya devam ettim, bir triom vardı “Mom and Nuts” diye. Sonra tam kendimi toparlarken ikinci kez hamile kaldım ve uzun bir durgunluk dönemi geçirdim, çocuklarımdan başımı alamıyordum. Birden bir karamsarlık çöktü üstüme; hayat bu mu, hiç bir işe yaramıyorum, çalışamıyorum, çevremi kaybettim, üretemiyorum. Herkesi suçlamaya başladım. Sonra dedim ki “Dilek ne yapıyorsun, kendine gel, sen şarkıcı olarak doğdun ve ne iş yaparsan yap şarkıcı olarak öleceksin ve kendi küllerinden doğman gerekiyor bir şekilde”. O arada Nardis’in Genç Jazz Vokal yarışmasına katıldım. O dönemde Selçuk Sun’la tanıştık “sende gelecek görüyorum gel birlikte çalışalım” dedi.

Kaç yaşındasın o arada?

26-27 yaşındayım. Bende geç kalmak diye bir şey yok çünkü geç kalma duygusunun insanları çok körelttiğini ve çok büyük bir engel teşkil ettiğine inanıyorum. Ben yaşsız bir insanım, görüntüm değişebilir zaman içerisinde, yaşlanabilirim herkes gibi ama ruh yaşım aynı kalacak çünkü ancak bu şekilde ayakta kalabilirim. “Geç kaldım, zaman geçiyor, yaşım geldi” - ne için yaşın geldi? Geç kalma duygusunu içine çok yerleştirirsen panik olursun ve hiç bir şey yapamazsın.

Sonra neler oldu?

Dilek Sert Erdoğan by Özlem DinçSonra Grup Rönesans adında çok büyük ve olağanüstü güzel 22 kişilik bir big band var, şefi Onur Koğacıoğlu, grubu tekrar yapılandırırken solistlerden biri olmamı teklif etti. Özel organizasyonlarda yer alıyoruz. Bunlar olurken bir gece Zuhal Focan aradı, “sen nerdesin, neden gelmiyorsun Nardis’e? Hemen sana bir gün vermek istiyorum” dedi ve Jazzeeba on Air olarak yeniden başladık. Her türlü kaygıdan uzak, tamamen iyi müzik yapabileceğimiz, mutlu olduğumuz şarkıları söylediğimiz bir ortam. Nardis’te kendimi evimde gibi hissediyorum.

Bazen çok şaşırıyorum bana diyorlar ki ” 2 tane çocuğunuz var, evlisiniz, nasıl bu işlerle uğraşıyorsunuz?” ne münasebet diyorum aksine 9-6 ofis saatlerinde çalışan bir anneye göre benim çok daha fazla vaktim var, onların hayatı benim hayatımdan çok daha zor. Annem de eşim de yardımcı oluyor. Elbette ki yardım olmadan bu iş olmaz, o anlamda çok şanslıyım.

Tamam, istediğin işe yönelebildin. Peki işin maddi kısmı nasıl ilerledi?

Ben hayatım boyunca para odaklı bir insan olmadım. Ne yazık ki bu tip işlerde emeğinin karşılığını almak diye bir şey yok. Ben bunu iş olarak düşünmüyorum, benim mesleğim değil şarkıcılık, benim hayatım! Bambaşka bir insan oluyorum, dönüşüyorum sahnede, içimden bir canavar çıkıyor sanki. Ben her işi kabul etmiyorum, her konsere çıkmıyorum. Benim en büyük şansım bu oldu; seçme şansım var.

Ama geçinmek gibi hayatın gerçekleri de var…

Hayatımı ben bu işten kazanmıyorum, birikimim var daha önceki iş hayatımdan, eşimden, ailemden. Bu beni rahatlattığı için ekonomik anlamda, seçme şansım var. Ama elbette ben yalnız başına yaşayan ve çocuklarına bakmak zorunda kalan bir kadın olsam ve bu işten para kazanmak zorunda olsaydım büyük ihtimalle bu işi yapmazdım. Diğer yeteneklerim çerçevesinde başka bir iş yapıp arta kalan zamanda yine istediğim şekilde müzik yapardım, müziği asla bırakamam çünkü.

Birçok insan birtakım fedakarlıklar yaparak sevdikleri işe yöneliyor, senin için de böyle bir şey sözkonusu oldu mu yoksa işler yaver gitti ve herşey senin istediğin şekilde mi gelişti?

Ben bu sanatı icra ederken, hiç oturup kayıplarım hakkında düşünmedim. Sen şimdi söyleyince düşündüm, ama bir şeylerden gerçekten vazgeçmek zorunda kalsaydım eğer hemen aklıma gelirdi. Gelmedi şu an, öyle bir şey yok demek ki.

Dilek Sert Erdoğan by Özlem Dinç

İş hayatını özlüyor musun?

Asla özlemiyorum! Evini bulduktan sonra misafirliğie gittiğin yeri özler misin? Ofiste proje olup da mesaiye kaldığım zamanları hatırlamak bile kötü geliyor, ama ben iki gün bir stüdyoda yatacağımı bilsem uykum bile gelmez, uyumam çünkü mutlu olurum orada olmaktan dolayı. Benim hayattaki en büyük kazancım sevdiğim şeyi mesleğim olarak yapabilmek ve 20′li yaşların ortalarından sonra “evet ben şarkıcıyım” diyebilmek.

Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?

Evet, herkes gibi olmaya çalışırken insan hiç kimse olamaz. Başkalarının ayak izlerini takip edersen kendi izlerini bırakamazsın arkanda. İnanç çok önemli bir şey, hiç kimse size inanmasa bile siz kendinize inanmak zorundasınız, o zaman o iş olur.

###

Dilek Sert Erdoğan ile Jazzeeba On Air 11 Mart 2010′da Hayal Kahvesi‘nde. Kaçırmayın!

Dilek & Özlem

Konu: röportaj • Cuma, Şubat 26th, 2010

röportajları takip et!

e-mail adresini gir:

facebook'tayız!

Destekçilerimiz